Bornova Dojo, İzmir Aikido, United Aikido Organisation, UAO

facebook izmir aikido, Bornova Dojo, İzmir Aikido,
twitter izmir aikido, Bornova Dojo, İzmir Aikido,

Umut KÖSEMEN'den

Kazanmaya, hep daha çok kazanmaya yönelik yaşayanlar giderek ağaca, denize, hayvana , insana, barışa , soludukları havaya ve kendilerinden başka her şeye, hatta farkında olmadan kendilerine de düşman olurlar. Çünkü rakip kazanmak, düşman gerektirir ve onlar rakipsiz ve düşmansız yaşayamazlar.

Morihei Ueshiba

Umut KÖSEMEN, 2. Dan

     Uzun zamandır yapmaya çalıştığım bir sanat dalında, makale yazacağım hiç aklıma gelmezdi. Aikido, sanatını uygulayanlar ve öğretenler hakkında bir çok şey ifade eder..Bugün internet dediğimiz sanal ansiklopediye girdiğiniz zaman tarihçesinden, yetiştirilmiş bir çok ustaların tekniksel görüntülerden ve yazılımsal sunumlarına kadar birçok veri bulabilirsiniz ve incelemeleriniz sonucunda şunun farkına varırsınız; kurucusu O Sensei Morihei Ueshiba’dan öğrencilerine kadar herkes gelişiminde çok ciddi emekler harcamıştır ve harcanmaktadır da…

     Benim sizinle paylaşabileceklerim, bana ait olan kazançlardır.

     Ben akondroplazi (sebebi bilinmeyen kalıtsal bir cücelik tipidir ve genetiksel değildir) hastasıyım ve kendi içinde birçok çeşidi vardır. Sadece boy kısalığı değildir, sırtta kamburlaşma, ellerin yada bacakların birbirine göre orantısızlıkları, çarpıklıklar, yürümede sıkıntı çekenler… Hatta yardımcı cihazlarla yürüyen birçok hasta tipi vardır.
     Ülkemizde hala benden daha ağır tipte hastalıklara sahip olan, fiziksel koşulları daha zor yaşayan insanlar bulunmaktadır ve bu toplumsal bir yaramızdır.

     Hayattaki benim için en değerli insanlardan biri olan “Annem” sayesinde iyi şartlarda büyüdüm, iyi okullarda okudum ve bugün mesleki bir kariyere de sahibim..Fakat her ne kadar iyi bir mesleki kariyere sahip olsanız da bir gün bitebilir… Bu yüzden her daim zorluklarla karşılaşacaksınız , okul hayatım olsun dışarıdaki sosyal, iş hayatım olsun, her zaman çarpışmalarla karşı karşıya kalmaktayım. Evin kapısından dışarı çıktığınız an göz bombasına tutuluyorsunuz, laf atılmalar, gözle tacizler, yolda yürüdüğünüzde hafiften çarpmalar… Bunlar artık sizin için doğal hale geliyor ve hatırlamaya deyicek birşey olmuyor. Çünkü biliyorsunuz ki bunu hep yaşayacaksınız. İlk zamanlarımda çok kavga ederdim..İlkokul başlarıydı..Sokakta oynuyordum. Kendi mahallem içersinde pek sıkıntı yaşamıyordum çünkü alışılmıştı bana... Fakat yukarı mahalle dersiniz ya...İşte o mahalleden bir kaç çocuk gelmişti...Ne için gelmişlerdi hatırlamıyorum sanırım bize sataşmaktı dertleri. Zaten sataşmışlardı da ve doğal olarak onların gözünde zayıf olan ve dalga geçilmesi gereken kişi bendim. Bir tanesinin beni iteklediğini, yere düşürdüğünü hatırlıyorum. Oğuz adındaki arkadaşım araya girip ona saldırmıştı. Yerde tekmeleniyordum. Ama ne olduysa elimde bir büyük taş çocuğun kafasına vurmuştum, kan içinde kalmıştı... Herkes o anda dağıldı. Ne gariptir ki ifademin sakin olduğunu hatırlıyorum.. Ve koşmaya başladılar, arkalarından gitmedim, eve gittiğimde kimseye bahsetmemiştim, işin garip tarafı ailesi falan da gelmedi çocuğun.. Şimdi düşündükçe gülümsüyorum… Sanırım benim gibi birinden yediği taşı söylemekten utanmıştı…
     Aslında savaş ben çok küçükken başlamıştı. Aile en güvenli yerdir sizin için, ama dışarıya adım attığınız anda hiç kimse koruyamaz ve korunaksız olan tek yerdir. Dedikleri gibi koşabilirsiniz ama saklanamazsınız.
     Bir şekilde kavga ederek kanıtlamaya çalışıyorsunuz kendinizi ama zamanla bunun yol olmadığını öğreniyorsunuz. En iyi hatırladığım örneklerden biri resim dersiydi. Denizin üzerinde yelkenli eski tip balıkçı takaların olduğu sulu boya bir resim yapmıştım. Öğretmen gördüğünde inanamıştı. Aslında iyi resim yaptığımı bilinirdi. Hatta arkadaşlarım resim ve müzik konusundaki durumumdan dolayı bana yavaş yavaş daha fazla saygı duymaya başladı. Kim olursanız olun, nasıl görünürseniz görünün ama başkalarının yapamadıklarını eğer siz yapıyorsanız ve özellikle onların açıklayamadıkları duyguları siz sunabiliyorsanız; bütün önyargıları bir anda değişiyor , ne gariptir. Ama her nedense yaptığım resim öğretmenime inandırıcı gelmemiş olsa ki, annemle görüştü ve annem durumu açıkladı; yardım almadığını, asla bir fırça bile sürmediğini ifade etti. Kendimi nasıl kanıtlayabilirim sorusunun cevabını öğrenmeye başlamıştım “yapamadıklarını yap”. Ama bugün 36 yaşındayım sanırım bu duygum azaldı .Hiçbirşey kanıtlamaya ihtiyacınız yok.
     Aslında aikido yapmaya başlamıştım çünkü engeller her daim karşıma çıkıyordu.ve onlarla çok çarpışıyordum çok kavga ediyordum, çok ters biriydim gerçi hala tersliklerim var ve törpülemeye çalışıyorum.Aslında aikido hayatımın en ızdıraplı zamanlarından birinde çıktı karşıma; 89 senesinde seyrettiğim bir film, aikidoyla ilgilenen herkes bu dönemi çok iyi bilir. Dövüş sanatlarına karşı ilgim vardı ve fırsatım olmasına rağmen hiç birini yapmadım. Ne gariptir ki bana hitap etmiyorlardı. Ama o filmde gördüğüm tekniksel şeyler bir başka gelmişti. Ama şunuda söylemeden geçemem filmde gördüğüm aikido aslında öğrenmeye başladığım aikido değildi. Sadece o zaman beni tekniksel tarafı etkilemişti ve araştırmaya başladığım zaman çok az kaynakla karşılaştım fakat ve en ilgimi çeken kurucusunun barış sanatı olarak ortaya koymasıydı... Bir dövüş sanatı nasıl bir barış sanatı olabilirdirki?.
     İzmir’de yaşıyordum,ve Aikido yapma şansım yoktu. Ama gerçekten karar vermiştim ve bu kararımı perçinleyen, gerçekten okuyabildiklerimle doğru orantılı olan, bugün yapmaya çalıştığım “aikido”mu geliştiren ve destekleyen Akıl ve Aikido Ustam Mustafa Aygün’dür. Türkiye’nin o döneminde büyük reytingler yapan bir aile dizinsinde rol oynamasına gerek kalmadan, aslında kendisini oynadığını görünce, ne gariptir; Aikido ustamı seçmiştim.Ama kendisiyle çalışma şansım yoktu. Üniverite okumak için Kıbrıs’a gittim, ama hep aklımdaydı, kaynak buldukça okuyordum. Hala bugün söylemekten çekinmem; Aikido hakkında İngilizce basılmış bir kitabı kütüphaneden bile çalmıştım, çok da başarılı olmayan bir üniversite hayatımdan sonra evime geri dönmüştüm. Ne yapıcağıma ne ediceğime karar verememiştim. Ailemin anaokulu ve etüd işinde çalışmaya çalışıyordum. Aklımı toparlamalıydım. Hiç bir çizgi çizmemiştim ve kendimi biraz toparlamalıydım. İçimde hala ateşini koruduğum aikidoyu yapmaya karar verdim. İzmir’ de o dönemde bazı insanlar ders veriyordu ama hiç birine ısınanmamıştım, daha derslerine bile girmemiştim. Bir deneme girişinde bulunarak Mustafa Ustam’a mail attım, kendimi anlattım, kendisinin öğrencisi olmak istediğimi belirttim. Mailimi çok sıcak karşıladı ve durumumla ilgili hiçbir eleştiri getirmedi, yapma isteğimden dolayı çok sevindiğini belirti. Sanırım doğru kişiyi seçmekte yanılmamıştım. Benim gibi İzmir’den başka taleplerinde geldiğini söyledi ve en yakın zamanda İzmir’de ders yapmaya başlıcaklarını belirtti ve o gün geldi!
     İlk ders günü koşa koşa gittim ve yanımda başka misafirler de vardı. Ustam hala unutmaz o günü ve o günleri “Umut ne zaman dersime gelse, arkasında kocaman bir tebasıyla gelirdi” derdi… Evet o teba, derslere başlamıştı kıyafetlerini alarak, ama ben kenardan seyrediyordum. Ustam İstanbul’dan derse geliyordu ve Ustam’ın yanında İstanbul’da yetişmiş olan Gürkan Sempai Marmaris’ten gelerek dersleri veriyordu ve yine ben kenarda seyrederken, neden derse girmediğimi sordu, “Eşofmanınla da girebilirsin, aikido seyredilerek öğrenilmez” demişti gülümseyerek ve asla beni zorlamamıştı. O an para durumundan dolayı kıyafet alamamıştım, derse de girmemiştim… Benim için herşey tam olmalıydı ve bana uygun kıyafet ayarlarından sonra dojoya adımı atmıştım... Gülümsemesini asla unutmam.. Bana asla ne dojoda ne de dojo dışarısında özel biriymişim gibi farklı davranmadı ve ilk günden beri bana ben olduğum için davrandı . Evet! Çocukluğumdan beri aikido yapmaya başlamıştım demiştim. Ama şimdi artık eksiklerimi gidermeliydim. Aikido sadece bedensel bir hareket değildir, her ne yaparsanız yapın kalbinizi, aklınızı ve bedeninizi kullanarak yapın. Yılmayın bir daha baştan alın ve tekrar tekrar deneyin. Bir yaptığınız bir önceki yaptığınız da daha farklı daha iyiye gidicektir. Aikido bunu size çok güzel öğretir. Teknik çalışmalarımda çok zorluk çektiğim anlar oldu, ama aikido sizi kısıtlamıyor. Eğer temel duruşlarınızı ve adımlamalarınızı, alt yapınıza iyice oturttuysanız, üzerine yeni öğrendiklerinizi kurmanız daha kolaylaşır. Her yapılan teknik size hayatınızla ilgili bir öğreti sunar. Tabi ki bunları keşfetmek uzun bir zaman alır ve kolay değildir. İlk dersimlerimden biriydi sağ elimi tutmuştu İlke Sempaim… Ama ben sol ayağım önde duruyordum, teknik bile yapma gereği duymadan beni kendine hafifçe çekince dengemi kaybedip yere düşmüştüm. Bana ilk söylediği şuydu “Doğru ayak ve doğru el, sağlam duruş.” Evet! Sağlam durmalısınız… Dojoda yaptığınız Aikido’yu dışarı taşımadığınız sürece sadece tekniksel olarak aikidonuz dojoda kalır. Bu gün kılıç yok belki ama yine de hayatta kalma savaşı devam ediyor ve siz ayaklarınızı yere sağlam basmak zorundasınız. İşinizde, özel yaşantınızda dengenizi yitirmemelisiniz. Hayatınızın her alanında sağlam ve esnek olun. Aikido yaparken her şeyi karşılıklı yaparsınız, yani hiç birşey tek başına değildir. Bu yüzden aklınızı ve ruhunuzu vererek yapmak zorundasınızdır, sorumlu olduğunuz bir kişi vardır karşınızda, dikkatsizliğe asla yer yoktur. Aslında bir süre insanlar aikido yaparken bir şeyin farkında değillerdir. O kadar çok büyük bir sorumluluk alıyorsunuzki, çalışma arkadaşınızın bedenini kullanıyorsunuz. Bu yüzden dojoya girdiğinizde aklınızı ve ruhunuzu yaptığınız çalışmaya iyi vermek zorundasınız. Bir an anlık siniriniz çalışma arkadaşınızın canını yakabilir ve asla unutmayın ki biraz sonra kendisi az önce uyguladığınız tekniği size yapıcaktır. Hayatta herşey etki tepki meselesidir,önemli olan bu tepkiden zarar görmeden kurtulabilmektir.Siz ne zaman bir insana sert bir şekilde konuşma tavrıyla iletişime girerseniz,karşınızdakide sertleşir,yada size karşı bu tavırla gelirlerse sizde aynı tavrı sergileyebilirsiniz. Aikido gülümsemeniz konusunda yardımcıdır, size sertlikle yaklaşana gülümseyerek cevab verin ama dik durun ayaklarınızın üzerinde, kibirli bir şekilde değil. Savaşçı olduğunuzu da asla unutmayın. Yumuşatın, bağırmak herkesin hemen beklediği en kolay tepkidir.
     Aikido’da din, dil, biçim,prestij, kariyer,mevki hiç birşeyin önemi yoktur.Herkes eşittir,herkes birbiriyle çalışmalıdır.teknikler boyunca hep eş değiştirilir bu’da size farklı bedenlerle uyum yolunu karşınıza getirir ve hep uyum yakalamaya çalşırsınız,teknik bir tanedir ve siz bu tekniği uygulamak için çaba harcarsınız uyum yolunu arasınız, çalışma yeriniz sadece dojo değildir heryer dojodur. Eğer iki hayatıda birleştirerek yapabilirseniz aikido sizin için sanırım yeterli olucaktır.
     Benim için iyi bir usta sadece teknikleri çok iyi yapabilen demek değildir, size teknik, mentalite ve çok çalışma yolunu öğreten usta iyi bir ustadır. Kimse mükemmel değildir ve olamazda... Ustanızın ufku her daim durum ve şartlara göre açıksa onun arkasından gitmekten korkmamalısınız.
     Hatalar hep yapıcaz;önceden dediğim gibi aikido çalışırken hatalar hep olucak ama korkmayı yine baştan alın taki düzelene kadar.sizin aikidonuz sizindir ve mutlu etmesine bakın. Annem ve Ustam hariç… Hiç kimse benim bu kadar ileri gidebileceğimi düşünememişti ki bana göre daha fazla yapacaklarım var ve yapacağım da. Bu arada yapmaya karar verdiğiniz hiçbirşey için hiçbir kimsenin desteğine ihtiyacınız yok ben sadece şanslıydım bu konuda o kadar! Bedensel olarak ciddi rahatsızlıklar geçiyorum ve ileride bu riskler devam edecek. Ama Aikidoda olduğu gibi kimse sizin rakibiniz değil, benim rakibim kendimim ve bu rahatsızlıklar mücadele etmemde beni güçlü kılıyor.
     Bu makalemde Aikidoyu pazarlamaya çalışmıyorum, ama bir insan olarak şunu söyleyebilirim; sizi iyi ediceğine inandığınız şeylerin peşinden koşmaktan çekinmeyin, hiç birşey için üşenmeyin, geç kalmayın. Küreklere sıkıca tutunun bazende yumuşatın ama asla bırakmayın.

     Benden desteğini asla eksik etmemiş ve bana her daim ışık olan Mustafa Senseim’e teşekkürler.

Saygılarımla
Umut KÖSEMEN
İzmir Dojo Cho Sho dan

14/08/2010-Ni Dan sınav makalesi

 
İZMİR UAO - Tüm Hakları Saklıdır 2018©